|
Gönderen | Mesaj |
|
Serhat (SerhatBabac)
1235
|
|
6 Ağustos 2006 Pazar
20:02:32
|
|
|
Duman’ın yeni albümü çıkacağını öğrendik ve yola koyulduk. Açıkcası son albümü henüz dinlimi imkânı bulamamıştım. Sözün özü apar, topar bir vaziyetteydim. Söyleşinin yapılacağı adrese gittik. Hemen albümü dinlemek istediğimi söyledim ve sohbete başladık. Ama dergiye(Haftalık Dergisi adına yaptığım röportajlardan alıntıdır) hazırlayacağımız değil ha... Yıllar öncesinin Gülhane ve Açık Hava Tiyatrosu konserleri. Ardındanda Mad Madame isimli bar gruplarıyla geçen anılara gömüldük gittik. Hatta bir ara Kaan, Ortaköy Bahane Bar’da ikili akustik vaziyette çalarken ilk kez karşılaşmamızı anlattı. Sözün özü röportaja başlamadan herşeyi bitirmiştik. Sonra toparlanıp, bugünlere döndüm ve yeni albümle ilgili söyleşiye başladık.
Yeni albümden ilk olarak dinlediğim üç parçadan biri hemen dikkatimi çekti. Bunun ismi “Özgürlüğün Ülkesi” olup, ABD’nin Irak İşgaline getirilen en ironik ögeli, en protest parça olduğunu söyleyebilirim.
Eyvallah sağolasın.
Geçen albüm, “Belki Alışman Lazım”da da “Masal” diye bir şarkınız vardı. O da tam 2002 Kasım seçimlerinin arifesine denk gelmişti ki, kelimenin tam anlamıyla “cuk” oturuyordu. Sizin görünen yüzünüzün ardında politik bir yanınızda var. Yoksa yanılıyor muyum?
Duman : Doğrudur... İçimizden böyle bir şey geliyorsa, bestesine sözüne öyle giriveriyoruz. Yani bizi herkes apolitik bir grup olarak görür. Genelde insanlar bizi öyle lanse eder ama her albümde bir iki tane sosyal içerikli parçamız oluyor. Tabi bu tip parçalarımız öne çıkmadığı için kimse farkına varmıyor. Mesela “Özgürlüğün Ülkesi” punk rock ögeleri barındıran, sosyal içerikli, güzel bir parça. Albümün adını da düşünürken, “Özgürlüğün Ülkesi” geçti. Hatta prodüktörümüzde bunun güzel bir başlık olacağını söyledi ama istemedik açıkcası çok fazla öyle algılanmak. “Özgürlüğün Ülkesi” bu sefer de bizi politik, protest bir grup havasına sokacaktı. Bize apolitik bir grup diyenler, bu sefer de sadece bu yanımızla değerlendireceklerdi. İstemedik yani bütünüyla öyle algılanmak. Tat yani, keşfedilsin istiyoruz.
Peki bu yanınız ın biraz güme gittiğini düşünmüyor musunuz?
Duman : Albümülerimizi detaylı dinleyenler, konserlere gelenler bu tadı yakalayabiliyor. Yoksa medyada “Apolitik”, “80 sonrası kuşağı”, “Özal Çocukları” şeklinde yazılar yazılıyor yani. Biz apolitiğiz de demiyoruz, politikiz de demiyoruz. Aklımıza ne geliyorsa, ne bağırmak istiyorsak onu döküyoruz. Bu da bizim müziğimizin punk yanı.
Öne çıkan parça denince aklıma önceki studyo albümünde yer alan Sezen Aksu’dan tanıdığımız “Herşeyi Yak” ın cover’ı geliyor. Bu albümde de böyle bir cover var mı?
Duman : O cover parçanın da albüme girmesi olayı planlı değildi hani. Verdiğimiz konserlerimizde bu parçayı rock haliyle yorumluyorduk. Aşağı yukarı iki senedir konser repertuarımızda yeralıyordu. Millet de; “biz bunu nasıl kayıtlı dinleyeceğiz?” diye soruyordu. Tek olanağımız albüme koymaktı. İlk anda bu prodüktörün istediği bir şey gibi görülür, mesela bir cover koyalım da albüm satsın gibi, Burda tam tersi oldu. Bz prodüktörümüze dedik ki böyle bir cover vear, albüme koymak istiyoruz. O da ha ne güzel oldu. Geçtiğimiz dönemde konser albümü çıkarma fırsatı yakaladık. Baktık başarılı oldu. Dedik ki her albüm sonrası herhangi bir konseri kaydederiz. İşte burada da cover’ları öyle değerlendiririz diye düşündük. Konserde çaldığımız cover’lar orda yeralacak yani.
Yeni albümünüzün adı “Seni Kendime Sakladım”dan bahsedelim isterseniz.
Duman : Albüm aslında birinci ve ikinci albümün çizgisinde. Yenilik olarak Arin’in iki bestesi var. Gitar, davul, bas... düz bir rock albümü yani. Punktan olsun, blues’dan olsun, rock’dan olsun işte bunların etkileşimiyle kafamızda birleşmiş bir müzik oluyor yani.
Sizin parçalarınız, özellikle vokal yorumu bir hayli arabesk etkileri barındırdığı söylense de...
Bu albümde de o formda bir şarkı var.
... Aslında sizdeki etki arabesk’ten çok, Türk Müsikisi gibi geliyor bana.
Ona arabesk denmiş işte. Orhan Baba’nın yaptığı müzik için arabesk deyip duruyorlar ama içi Türk Sanat Müziği doludur.
Ancak sizin müziğinize bu etkilerin girmesi Türkiye’de değil de Seattle’a gidip dönmenizden sonra oldu. Jimi Hendrix’in memleketine gidip, bu etkiyi kazanmanız biraz garip değil mi?
Duman : O işte biraz da memleket özleminden kaynaklanan bir şey hani. Burda çocukluğumuzdan itibaren dinlediğimiz müzikler hep yabancıydı, oraya gidince birden Özdemir Erdoğan’lar, Zeki Müren’ler, Orhan Abi’ler bizi sardı. Bir de rakı buluyorduk, ayda yılda bir... Yani ayrı bir boyuttan yakaladı bizi. Öyle bir hasretle gelmiş birşey. Bir de tabi Türkçe sözle söylediğmiz için, ona en uygunu bu oluyordu. Bizim melodimiz daha kelimeleri vurgulayış şeklinden tut, herşeyine kadar en uygunu. Pentotonik gam üstünden vokal yapmak, yani böyle yabancı ezgili, kafamda pek oturmuyor. O zaman İngilizce düşünmeye başlıyorsun.
Peki Türk Müziği’ndeki makamlar konusunda bilginiz var mı?
Duman : Tamamen kulaktan dolma. Yoksa Türk Sanat Müziği makamlar falan derya deniz hani, çok akademik bir konu. Sadece ordan burdan kasetlerden falan kulak dolgunluğuyla bizimkisi. Münir Nurettin Selçuk, Müzeyyen Senar, Zeki Müren dinleyerek bir şeyler alabiliyoruz, daha ötesi o işin eğitimini gerektiriyor. Türküler diyorsanız Aşık Veysel, Mahsuni Şerif.
Yeni albümde bu tipte parçaların dağılımı nasıl?
Duman : “Rüyanda Görsen İnanma” diye bir parça var. Başı biraz batılı gibi başlayıp, nakaratında böylesi etkiler olan “Yanıbaşımda” adlı bir çalışma var. Yanısıra Türkü formunda bir çalışma olan, “Sadece Koklayacaktım”.
Konserleirinizi çok başarılı bulanlar da var ama bir kısım dinleyici ise parçaların uzamasından çok sıkıldığını ifade ediyor.
Duman : Bunu prodüktörümüzde diyor, “Yapmayın çocuklar, 2 dakka 15 dakka sololar molalar”... Diyor ama, biz bu işte alkolle falan rda keyif aldığımız için, gidiyoruz, gidebildiğimiz kadar. Biz babalardan da böyle gördük, Led Zeppelin, Deep Purple, Jimi Hendrix falan... O yüzden de keyif aldık. Yeni bir şey duymakher zaman hoşumuza gitti. Orada oluşmuş değişik bir melodi, değişik bir hava. Mesela bir şarkının herhangi bir yerinde, bir takılım, bir doğaçlama yapmakisteği doğuyorsa, sahnede mutlaka yapmak istiyoruz. Öyle bir parantez koyma hesabı doğaçlamaya giriyoruz, tabi o gecenin enerjisiyle biraz fazla uzun kaçabiliyor.
Sizin bir de DVD’nizin var. Bu Türkiye için bir ilk olma özelliği de taşıyor sanırım. Böyle bir fikir nasıl oluştu?
Duman : Bizim Murat Akar çok istiyordu bir DVD’mizin çıkmasını. Konserlerde çok iyi performans çıkardığımızı söylüyordu. İşte bir Bostancı konserine 7 kamera ayarladı. Biz öyle özel bir konser kaydı yapacağız diye kendimizi ayarlamadık. Hatta unutalım diye alkole de biraz fazla yüklenmiş olabiliriz yani... Öyle harala gürele çaldık, kaydettik. Biz bir daha uğramadık bile. Onlar stüdyoda hallettiler, bize biraz hediye gibi oldu yani.
DVD’niz çıktığında Serkan Seymen’le yaptığınız bir röportajda; “Her müzikten etkileniriz ama olmayacağına emin olduğumuz müzik türü elektronik müziktir.” demiştiniz.
Duman : Biz müziği insanlar yapsın diyoruz. O makinenin çıkaracağı sesi insan herhangi bir aletle çıkarır zaten. Diyelim drum machine, davulu mekanik yapıyor, tekdüzeleştiriyor. Ruhunu öldürüyor. Aslında kayıtlar canlı alınmalı. Üst üste kayıt yöntemi bile işin ruhunu öldüren birşey. 60’lardaki o canlı kayıtlar sonsuza kadar gidicik bence, istavrit diyorum ben onlara, canlı canlı yani. Direkt fotografını çekerseniz müziğin, çalındığı an kayıtlı o sonsuza kadar gidebiliyor. Öbürü tükeniyor, bir şekilde. Tükenecektir elektronik müzik. Rock’ın geçmişi kaç? Kırk küsur sene. O bir zamanların davul makineleri çöpe atıldı bile. Leğene bile vursan canlı olarak çalınınca kimin olduğunu anlarsınız. Bilgisayar destekli müzikte performans da olmuyor, insan faktörü de olmayınca ruhsuz bir şey oluyor
|
|
|
Serhat (SerhatBabac)
1235
|
|
6 Ağustos 2006 Pazar
20:03:01
|
|
|
Klibe bakışınız nasıl, o da bazı şeyleri öldürüyor mu?
Duman : Klip, müziği öldüren bir olay yani.Görsel bir olay, müzik ise kulağa hitap eden birşey.Yani ikisi ayrı konular. Mesela “Video Kill The Radio” diye bir parça vardı. Bi de MTV’nin ilk yayınladığı klip miş yani. Çelişkiye bakarmısın yani... Abimler derinden girmişler. Böyle bu kulak içindir, müzik. Plaktan dinledin mi sen bir hpayal dünyasındasın ve sen ya ratıyorsun kendi klibini kafanda. Ama seyrettiğin zaman seni bir yöne sokuyor. Yani yönlendiriyor. Klipte yönetmen yani ikinci bir sanatçı giriyor işin işine. Bir müzik var, yapılan performanslar var, detayla dinlemen gereken partisyonlar var. Ona kanalize olman gerekirken, dikkatin görüntüyle kayıyor. Seni müzikten ne de olsa koparıyor yani. Klip, aslında reklam filmidir. Tamamen parçanın reklamı amaçlanarak yapılır. Biraz yönetmenin maharetine kalıyor. O iyiyise farklı bir şey çıkıyor, yoksa kyibi tek başına sanat gibi göremiyorum. Örneğin bir şarkı var klip çekilecek, yönetmen kendisi parçayı dinleyip, kendi kafasındacanlandırdığını aktarıyor. O nokta da sınır gelmiş oluyor. Yani bir kişinin bakış açısını veriyor.
Sonuçta klip çekiyorsunuz ve size de roller biçiliyor. O zaman sıkıntı doğuyor mu?
Duman : Ne zaman klip konusu gelse; “abi performans çekelim” diyoruz. Biz çalalım, siz çekin, burada bir hikaye döndürmeyelim yani. Diğer kliplerimizde de çalarken çekildi. Bu insanı müziğe daha çok sokuyor. İşte soloda görüntü gitara gider hesabı falan. Bu bizi dana mutlu ediyor açıkcası. Bazı kereler hem bizim istediğikmiz gibi canlı performans tarafını hem de konu tarafını klip olarak çekiyorlar. Sonra bakılıyor, konular pek bir mana ifade etmiyor, sonucunda klibin yüzde 99’u performansa dönüyor.
Siz bilerek kötü oynuyorsunuz demek ki.
Duman : Ya bu biraz da senaryo ile alakalı. Kimse bir şey yazmıyor yani. Açıkcası onlar da doğaçlama takılıyor, “Açı yapalım, ıyşık yapalım, çok süper olacak abiii”hesabı. Genelde ambians var, hava var, imaj var, senaryo yok ortada.
Fakat bir filmde gene de rol aldınız, Her ne kadar ağırlık müzikten yana olsada.
Duman : O farklı birşey hani. Öncelikle Fatih Akın’ın “Duvara Karşı” filmini izlemiş, çok tutmuştuk. Bir gün bizim bağlantılı olduğumuz firmayı aramış, görüşmek istediğini söylemiş. Çok samimi bir insan olduğu için hiç düşünmeden kabul ettik yani.
Biraz da eskilere dönelim, hani o Duman öncesi, Mar Madam isimli grubunuzla bar dönemi.
Duman : Ogünler hoş anılardı. Güzel bir hava yakalamıştık. Bizde eğlendik o günlerde. Şimdi o günleri bilenlerle konserlerde de karşılaşıyoruz, anıları paylaşıyoruz. İki senelik bir maceradır ama Arada bir şimdi de barlarda çalıyoruz. Orada Hendrix de çalıyoruz, havayı yakalarsak. İşte imporvizasyonun güzelliği bu. Her durumda çalabilmelisin, çünkü ruh var. Muhabbetin başında kasmayalım diye söylemedik ama biz caz müziğini de seviyoruz. Bunlar insan ögesiyle müzik yapıyorlar, suni değiller.
Söyleşinin Sonundaki Öz
Duman grubu elemanları her ne kadar (moda deyimiyle) cool imajı çiziyorsa da aysbergin öteki yüzü hiç de oyle değil hani. Tam tersine alaturka diye tabir edeceğimiz ve doğallığa önem veren insanlar. Onlarla röportaj yaparken bile plan yapamıyorsunuz. Herşey bir anda doğaçlamaya dönüveriyor. Onların devamlı vurguladığı canlı performası esas almaları da öyle birşey. Onlar bilgisayarla yapılan müziğin yerine akustik enstrumanları tercih ederken, teknolojik gelişmelere de pek ehemmiyet vermiyorlar. Konser pardon röportaj sonunda telefon numaralarımızı alıp, verirken cep telefonu da kullanmadıklana şahit oldum. Sözün özü onlar siyah beyaz filmler döneminde yapılan “Ah Güzel İstanbul” daki Sadri Alışık tadında insanlar.
Efkarlı Rock Onların yaptıkları müziğe insanlar çeşitli isimler veriyorlar. Onlardan bir kısımı Ekşi Sözlük’te; Rakı Rock, Turkish Nirvana, Arabesk Rock, Seattle Kırması, Alternatif Rock, Grunge alt yapılı Türk Sanat Müziği Etkileşimli Türkçe Rock isimleriyle tanımlanıyordu. Bununla da kalmayarak etrafta bir kaç kiyşiye daha “Duman ne tür müzik yapıyor?” diye sorduğumda da buna benzer tanımları aldım. Arcak onlara eklenecek tür isimleri daha vardı ki şöyle sıralanıyordu: Fasıl Rock, Gazel Rock, Duman Rock, Yurdum Malı Rock, Türk Rock Musikisi, Efkârlı Rock. Bu tanımları onlara anlattığımda: “Eyvallah... Biz kısaca Türkçe Rock diyoruz” dediler.
|
|
|
8 Ağustos 2006 Salı
20:46:44
|
|
|
SAOLSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSS
|
|
|
8 Ağustos 2006 Salı
20:55:41
|
|
|
tşk
|
|
Mesaja cevap yazmak için gruba üye olmanız gerekmektedir.
|
|